"Troya'ya hemen karşısında bulunan Tenedos'a uğradıktan sonra geçilir. Bu ada, iyi şarabı ve avlanmayı sevenlerin hoşlanacakları; tercihlerine elverişli ortam bulabilecekleri bir yerdir. Bol miktarda av hayvanı,başta misket türü olmak üzere, leziz şarapları vardır. Limanı ise kayıkları, orta boy Türk gemilerini, balıkçı teknelerini, hafif tonajlı araçları barındırabilir. Ama uzun yıllardan beri büyük gemiler için güvensiz liman ve barınak olarak bilinir."

(Josephus Grelot İstanbul Seyahatnamesi)

"Güzel saçlı Hekamede,onlara kykeon yaptı. Yaşlı adam Hekamede'yi Tenedos'tan getirmişti, ödülü olarak. Yunanlılar seçmişti kadını ona, üstün danışmanlığı için. Hekamede önce bir masa çekti önlerine, parlak koyu tezgahlı, güzel cilalı bir masa. İçinde içkiye katık olacak bir soğan ve sarı bal bulunan bronz bir tabak koydu masaya. Yanına kutsal arpa unu geldi. Güzel kadın, bir kabın içinde, pramnos şarabıyla onlara kykeon hazırladı. Bronz bir rendeyle, içine keçi peyniri rendeledi. Üzerine arpa unu serpti ve kykeon hazır olunca onları içmeye davet etti."

(Homeros,İlyada 11 Antik Çağ Yemekleri  adlı kitaptan Betül Avunç çevirisi)

Fransız gezginin fırtınaya tutulan gemilerinin durmak zorunda kalınca inip meyhanelerinde içki içtiği yer Tenedos'tu ve Hekamede Tenedosluydu. Yani bugün bildiğimiz adıyla Bozcaada. Tarihi boyunca önemli uygarlıkların varlık noktalarından biri olan ve bu önemini hiç yitirmeyen bu küçük ada yemeği ve güzel yemek yapan kadınları ile tarih arşivlerine geçmişti. Bozcaada bu tarihi özelliğini bugünde aynı şekilde devam ettirmektedir. Üstelik gittikçe gelişip zenginleşerek.

Antikçağ yemek tariflerinde karşımıza çıkan pek çok yemek ve bu yemeklerde kullanılan malzemeler bugün hala Bozcaada Mutfağının bir parçasıdır. Ve kullanılmaya devam etmektedir.

İ.Ö.400 yılına tarihlenen metinde geçen Yılanbalığı güveci hala pişmektedir. Bir yemek tarifleri koleksiyonu barındıran Apicius da tariflenen Yabani Tavşan Kebabı hala neredeyse aynı tarifle evlerde pişmektedir.

Galenos'un, yiyeceklerin nitelikleri üzerine de bahsettiği ballı susamlı ince gözleme "lagana" lalanga olarak varlığına devam etmektedir. Ballıbabagillerden, ılıman bölgelerde ekilmemiş topraklarda yetişen kokulu bitki olarak tarif edilen antikçağ baharatı "kaliminta" bir çok yemekte kullanılmıştır o günlerde. Aynı bitki olduğunu düşündüğüm ve Rumca ismi ile hiçbir yerde karşılaşmadığım "kafkalita"  adlı bitki verilen tarife tıpatıp uymakta ve Bozcaada yemeklerinde kullanılmaktadır.

Bu ve buna benzer sayamayacağımız kadar çok zenginlikle Bozcaada mutfağı bütün Kuzey Ege adalarının özgünlüğünü fazlasıyla korumuş bir örneğidir. Dolayısıyla sadece ülkemiz için değil Ege-Akdeniz havzası içinde de ayrı bir öneme sahiptir.

Üstelik bu mutfak, zamanla pek çok malzeme ile tanışıp, Anadolu'nun bereketinin bu küçük kara parçasında devam etmesini sağlamıştır. Böylece oğlak dolmaları,güveç mantı gibi çeşitler de ilave olmuş çeşitlilik artmıştır.

Bozcaada mutfağını anlatırken tek bir başlıkla yetinmek mümkün değildir. Dolayısıyla Kalamarı, ahtapotu,deniz kestanesi ve pek çok başka çeşitle deniz ürünleri, kuzu, oğlak, tavşan, keklik çeşitlemeleri ile et ve av yemekleri, ısırganından, kuzukulağına sayamayacağımız kadar çok çeşit ile bitki, bakla, enginar, börülce, kabak vs. ile sebze yemekleri, karadut, erik, nar, incir ile meyveler, domates reçeli, halkası, baklavasıyla tatlıları, şarap, likörleri ile içecekler başlığını da hak etmektedir. Bu başlıkların her birini ayrı ayrı açmak burada mümkün olmasa da zaman içinde paylaşacağımız yazılarla bunlardan tek tek bahsedeceğiz.

Bu yemeklerin pek çoğu Bozcaada sakinlerinin evinde pişerken bir kısmı meyhaneler, restoran ve kafeler yoluyla adayı ziyarete gelen konuklarında beğenisine sunulmaktadır.

Öte yandan bu çeşitliliği farklı illere taşıyıp bulundukları yerlerde Bozcaada'nın özgün mutfağını menülerine taşıyan restoranlar olduğunu çeşitli basın ilanlarından, köşe yazarlarından okuyup keyiflenmekteyiz.